Komünistler İşçilerimizi Nasıl Aldatıyorlar?


Genelkurmay Başkanlığı, 1. Ordu ve Sıkıyönetim Komutanlığı, Selimiye - İstanbul üst başlıklı, 32 sayfalık broşür. Şubat 1973 tarihinde basılmış.

Giriş Kısmı:
"Komünizm, Allah'ı bulamayan, mülkiyet tanımayan ve tatbikatıyla insanları köle gibi kullanan ilkel bir rejimdir. Komünizmi bir rejim olarak sistemleştiren Karl Marks bile, ölümünden az önce: 'Pireler ektim, ejderhalar biçtim. Ben marksist değilim. Ben marksist değilim,' demek suretiyle bu vahşet örneğini suçlamak zorunda kalmıştır."

Sayfa 3-4:
"Kanser hastalığından da tehlikeli olan komünizm, sadece bir insanın değil, insandan insana bulaşarak bir milletin ölümüne bile sebep olmaktadır. Nitekim, komünizm illetine yakalanan her fert ve bu gibi fertlerden oluşan her millet insanlığın en büyük idraki olan Allah, millet, ahlak, özgür düşünce gibi kavramları kaybetmekte, sadece komünist partisinden aldığı emirleri dinleyen ve uygulayan canlı bir robot veya robotlar topluluğu olmaktadır."

"Bu durum, bir nebze yukarıda da bahsedildiği gibi insan tabiatına aykırı, kaskatı bir inkarcılıktır. Zira insan, maddi bir varlıktır. Hayatı ise madde ile mana arasındaki dengenin bir ifadesidir. Bu dengeyi kuramamış olduğu bilinen ilk insan toplulukları birbirlerini telef etmişlerdir. Binlerce yıl sonra aynı vahşeti getirmek isteyen komünizmi benimsemek, medeniyetin ve bunu yaratan maddi ve manevi varlığın ve ilmin inkarcılığından başka bir şey olamaz."

Sayfa 6:
"Türk işçisi, memleketimizin genel şartlarına uygun olarak yeterli öğrenimden geçmemekle beraber, kuvvetli bir sağduyuya sahiptir. Temelde milliyetçi, Atatürk'çü ve geleneklerine bağlıdır." "Emeğini, şerefle yaşamak için sermaye olarak kullanmaktan büyük bir zevk duymaktadır. Kanunlara karşı hürmetkardır. Haklarının istismar edileceğine inanmadığı gibi buna mani olabilecek her türlü anayasal garantiye sahip bulunmaktadır."

Yorumu sizlere bırakıyorum...

Püf: Bilgilerin tamamı Ekşi Sözlük' ten alınmıştır.

Evrim Teorisinin Eğitimimizdeki Evrimi


1930′lar
Tarih ders kitapları dünyanın ve insanın evrimini anlatarak başlamaktaydı.
“…kitabımızda insanın tarihine girmeden önce, kainat, dünya ve insan hakkında zamanımızın ilme dayanan teorilerini aktardık ve açıkladık ve bunu yaparken batıl fikirlerden sıyrılarak, tarihi gerçekliği kavramaya çalıştık”
Afet İnan

1940′lar
Tarih ders kitaplarından ilk bölümler çıkarılmış ve tarih Yontma Taş Devri ile başlatılmıştır.

1960′lar
Biyoloji derslerinde olaylar doğal izahları ile açıklanıyordu:
“Öyle ise, tufanlarda canlıların ortadan kalktıkları, yeniden yaratıldıkları; türlerin sabit olduğu fikirleri doğru değildir”
1962 tarihli Biyoloji Ders Kitabı

1970′ler
“…liselerde okutulacak biyoloji kitaplarını, biyokimya kitaplarını, Allah’ın adıyla bizim adamlarımız, dinimize, kökenimize inanmış, bağlı kimseler hazırlasınlar…”
Fethullah Gülen

“Türk-İslam kültürünün aşağılanan unsurlarının çıkarılması, İslami değerlerin öne çıkarılması ve pozitivizmin dışlanması…”
1976-Tek Kitap Rejimi’nin Amaçları
39. T.C. Hükümeti (AP ‐MSP ‐MHP ‐ CGP)

1980′ler
Fethullah Gülen’in Türk biyoloji eğitimi konusundaki dilekleri 1985 yılında Vehbi Dinçerler’in Milli Eğitim bakanlığı sırasında gerçekleşme yoluna girmiştir. Lise biyoloji ders programına ABD’li köktendincilerle işbirliği içinde evrime seçenek olarak yaratılış görüşü eklenmiştir.
Lise din kültürü ve ahlak bilgisi ders kitaplarında da aynı şekilde Darwin’in evrim kuramı çarpıtılmıştır.

“1980’li yılların ortalarında bir gün Yaratılışı Araştırma Enstitüsü (ICR) Türk Milli Eğitim Bakanı sayın Vehbi Dinçerler’den, davetsiz bir telefon aldı. Dini bütün bir müslüman olarak Mr. Dinçerler yaratılışa inanıyordu (yaratılışın Kur’an’daki anlatımı İncil’deki ile hemen hemen aynıydı). Türk Hükümetinin bir üyesi olarak, tüm eğitim sistemine vakıf olduğu için okullarında baskın olan laik temelli salt evrim öğretimine son verip, bunun yerine yaratılış ve evrime eşit zaman ayrıldığı iki modelli bir sistemi getirmek istiyordu. Bunun sonucu olarak yaratılışın bilimsel (İncildeki değil) kanıtlarını içeren ICR’ın çeşitli kitapları Türkçe’ye çevrildi ve Türkiye’de tüm okul öğretmenlerine dağıtıldı.”
Institute for Creation Research (ICR) – Acts and Facts

“Yaratılış teorisini müfredata ekleyenler sizin gibi akademisyenlerdir. Bakanın takdiri sadece tekelciliğin kaldırılmasının daha hür, daha bilimsel, daha tartışmacı, bireylerin yetişmesindeki “tekilci ve tekelci” engelleri ortadan kaldırmak olmuştur…”
Vehbi Dinçerler

1990′lar
Eskiden olayların doğal yollardan açıklandığı biyoloji derslerinde, şimdi doğaüstü gerekçelerden bahsedilir olmuştu.
“Günümüzde biyoloji ile ilgili birçok bilim adamı, hayatın çeşitliliğini, bir hücre içinde geçen hayat olaylarının olağanüstü nizamını ve kainatın çok ince bir düzenle işlediğini görerek, Allah’ın varlığını idrak ettiklerini belirtmişlerdir”
1992 tarihli Biyoloji Ders Kitabı

Evrim kuramı liselerin işlediği son biyoloji konusu haline getirildi.
Liseler ve Üniversiteler’de kullanılmak üzere “ilginç” ders kitapları yazılmaya başlandı, bir kaç örnek:
“… bu hesaba göre Hz. Adem’in boyunun yaklaşık 30 metre civarında olduğu söylenebilir. … Ağaçların 200 metre olduğu, dinazorların yaşadığı dönemde bizim gibi ufak tefek insanların yaşadığını düşünme, hayat mücadelesi açısından insan ters gelir. Kocaman kertenkelelerin, dev dinozorların yanında öyle insanların olması gerekir ki hayatla mücadelede mevcudiyetini koruyup neslini sürdürebilsin.”

Alternatif Biyolojiye Doğru

“Alternatif Biyoloji, genç ve gayretli ilim adamlarımızın göz nuru ve yorucu çalışmalarının mahsulü. Biz, bütün gönlümüzle bu mübarek çalışmayı takdirle karşılıyor ve alkışlıyoruz. Ne var ki, günümüzde zıvanadan çıkmış bilim telakkisinin yeniden hakiki yörüngesine oturtulabilmesi için, bilimin değişik dallarında bunun gibi daha yüzlerce telifata ihtiyaç var.”

Fethullah Gülen – Kitap hakkındaki görüşleri

Atatürk Üniversitesinde Biyokimya’ya Giriş

2000′ler
“…Darwin teorisi yapısı dolayısı ile ateistlerle deistlerin dünya görüsüyle birebir örtüşen bir görüştür. Akıllı tasarım ise dinlerin yaratılışla ilgili görüşleriyle birebir örtüşür.”

“…Darwin teorisi ateist fikirlerle örtüştüğü için bu bir ateist propagandasıdır bu kitaba girmemelidir demek ne kadar yanlışsa akıllı tasarım semavi dinlerin ilahi kitapların yaratılışla ilgili fikirleriyle örtüşüyor diye bunu yok sayamayız. Gallup Enstitüsü Türkiye’de bir araştırma yapmış, yapılan araştırmada ateist 1%.”

“… bu 1% ile Darwin’in görüşleri örtüşüyor ama AT 99% olan insanların görüşleriyle örtüştüğü zaman bu bir dini telkindir diyemezsiniz.”

Hüseyin Çelik
2003-2009 T.C. Milli Eğitim Bakanı

2011
Ankara’nın Mamak ilçesindeki Ticaret Odası İlköğretim Okulu 5. Sınıf öğretmeni Süleyman Biçer’in, Fen ve Teknoloji dersinde, Canlıların Sınıflandırılması konusunu anlatırken meraklı bir öğrencinin “Öğretmenim, insanlar maymundan mı geldi?” sorusuna “Hayır” yanıtını verdikten sonra Darwin’den ve Darwin’in canlıların başkalaşarak değişime uğradığından söz etmesi, bir öğrenci velisinin şikâyeti üzerine soruşturma konusu oldu.
Soruşturmayı yürütmekle görevlendirilen muhakkik, 43 mevcutlu sınıftan 9 öğrencinin ifadesine başvurdu. Dokuz öğrencinin altısı şikâyet konularından hiçbirini doğrulamazken biri şikâyetçi velinin çocuğu olan üç öğrenci, öğretmenlerinin Darwin’den söz ettiğini söyledi. Soruşturmayı yürüten muhakkik, “Ders saatinde Darwinizmi anlattığı, çocuklara insanların maymundan geldiği iddiası sübuta ermiştir.” diyerek öğretmen Süleyman Biçer’in “kınama” ile cezalandırılmasını istedi.
Öğretmenin birinci sicil amiri olan Ticaret Odası İlköğretim Okulu Müdürü bir alt cezayı uygulayarak “uyarı” cezası verdi. Öğretmen Süleyman Biçer, şikâyet konusunun iftira olduğunu, soruşturmanın da kendisini suçlayacak delillere dayanmadığını belirterek verilen cezaya itiraz etti. Ancak itirazı dikkate alınmadı. Ceza, Aralık ayında Mamak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından onaylanarak kesinleşti.

Kaynak
Aykut Kence ve R. Nazlı Öztürkler Somel’in Biyoloji Eğitiminde Evrim Sempozyumu’nda yaptıkları sunumlardan ve Birgün Gazetesi'nden derlenmiştir.

İleri demokrasinin ilerisi


Erdoğan, seçim barajının inmesine her zaman olduğu yine karşı çıkmış ve seçim barajının %10' dan aşağı bir seviyeye çekilirse, ekonomik dengelerin altüstü olacağını söylemiş.

Breh breh breh

İşine gelen değişiklikleri bağıra çağıra yap, "baraj" konusu gündeme gelince "hebele hübele" tavrı takın.

Ben Başbakan' ın seçim barajının düşürülmesine karşı çıkmasını da anlıyorum.
İleri demokrasiyi uygulamak istiyor.

Ne gereği var seçim barajı düşürüpte meclise diğer partilerin girmesine...
Ne gereği var mecliste halkın tamamının temsil edilmesine...

Diktatörlüğünü elinden alıverirler mazallah!

Halkı da şöyle tehdit ediyor : "Aman ha ekonomi bozulur, koalisyon oluşur."

Geçmişte kurulan koalisyon hükümetleriyle ekonominin bozulacağını söyleyerek halkı tehdit etmekle kalmayıp bakanlarına koalisyon kurkusunu da aşılıyor.

Hatta Erdoğan ilerleyen süreçlerde bu düşüncesine MHP ve CHP' yi de katarak "baraj düşerse oylarınız bölünür" şeklinde yaklaşıp bu konuda onlardan da destek alacaktır.

AKP' nin 8 yıldır "koalisyonsuz" tek başına iktidar olduğu süre boyunca özelliştirme politikalarıyla ülkenin her karışının satılması bir tarafa, bu süre boyunca ülke kolisyonlar ile yönetiliyor olsaydı, ekonomide pek bir şey değişmeyecekti. AKP' nin tek başına iktidar olması ekonomimize artı katmadı. Uygulanan ekonomik politikalar ve varılan sonuç ortada. Az çok ekonomiyle ilgilenler bunu bilir.
Milli gelirimizde, milli gelirin dağılmasında birkaç puanın dışında değişiklik olmayacaktı. Bunu iddia ediyorum.

AKP' de olsaydı koalisyonlar da olsaydı "yapılması gerekenleri yapma zorunluluğu" diye bir gerçek var.

Şimdi düşünebilirsiniz "Ee o zaman ister tek başına iktidar olsun ister koalisyonlar olsun bir şey değişmeyecek..."

Reel ekonomi vardır. Bunlar biraz geçte olsa erken de olsa yapılması zorunluluk gerektirir.

%10 barajı kaldırılıp, çok seslilik mecliste oluşursa, farklı politikalar gündeme gelerek "en iyisinin" uygulanmasına mecbur kalınır.

Tek başına iktidar olmak ekonomimize bir şey katmadığı gibi "demokrasi" sorununa da yol açmaktadır.

Bülent Arınç çıkıp: “Bir kısım çağdaş düşünce sahipleri sadece içki ve seksle olaylara bakıyorlar” diyor. Erdoğan, Taksim' de yürüyen taraftarlara yönelik: "Topu görseler bomba sanıp karakola götürürler" ifadesi kullanıyor.
Ülkede "demokrasi" mi yoksa "kendine demokrasi" mi tartışmalarını başlatıyor.

AKP, iktidara geldiği günden beri "demokrasi" kelimesini ağzından düşürmediği gibi diğer yandan da gücünü artırdıkça otoriter/tataliter bir yol çizmeye başlıyor. Farklı seslere kesinlikle tahammül edemiyor. Toplumun çoğunluğunun kendilerini desteklerini düşünerek istedikleri gibi at koşturuyorlar. Ortaya çıkardıkları travmalarda cabası.

Bence kimi AKP sempatizanları "kör" ya da "korkak" !

Baskıyı ve otoriteyi hissetmek böyle bir şey: 12 Eylül’de binlerce insan işkencelerden geçirilirken de “baskı hissetmeyen”, hatta kendilerini eskisinden daha özgür hissedenler vardı memlekette. Bir dönemin ne denli baskıcı ve otoriter olduğuna dair hükmün, toplumun bütünü tarafından benimsenebilmesi bazen aradan uzun bir zaman geçmesine karşın da mümkün olmuyor. Tarihin hükmünü paylaşmayanlar çıkıyor.

AKP' nin baskıcı mı özgürlükçü mü olduğunu, 1 Mayıs’ta coplananlara sorsanız, protestocu öğrencilere sorsanız, Ankara’nın ayazında gazlanıp suya dökülen Tekel işçilerine sorsanız, istenmeyen sorular sorduğu için Başbakanlık’a akredite edilmeyen gazetecilere, hatta yazdığı bir kitaptan sonra Devrimci Karargah üyesi yapılan Avcı’ya sorsanız alacağınız yanıt farklı olacaktır.

Bir iktidarın demokrat mı yoksa baskıcı mı olduğunu, iktidar sempatizanlarına sorunca mı anlarsınız, iktidara muhalif olanlara sorunca mı anlarsınız?

Kendi gibi düşünmeyeni dışlayan, yok eden, kibirle tepeden bakan anlayış AKP' nin her zerresine işlemiştir.

Geçenlerde Ankara' da bir okulda yaşanan "Darwin tartışması" AKP' nin demokrasiden ne anladığını yansıtmaktadır.
Fen ve Teknoloji dersinde, öğretmen "Canlıların sınıflandırması" konusunu işlerken bir öğrencisinin "Öğretmenim, maymundan mı geldik?" sorusuna "Hayır" yanıtını vererek "Canlıların değişime uğradığını" evrim teorisi bağlamında anlattığı için soruşturmaya maruz kalarak cezaya uğramıştır. Alın size demokratikleşme.

Demokrasinin en önemli ölçülerinden biri, halk iradesinin olabildiğince doğrudan Meclis’e yansımasıysa, o yansımanın önündeki en önemli engel de yüksek seçim barajlarıdır.

%10 seçim barajı düşürülmedikçe, hiç kimse bu ülkede demokrasiden bahsedemez!

(Evrensel)